Şuanda bu yazıyı okumak yerine yapmanız gereken bir şey olabilir mi? Teslim tarihi yaklaşan bir proje belki? Ya da yazmanız gereken teziniz? Bu ihmal ettiğiniz bir aile ferdini aramak bile olabilir. Söz konusu yapılması gereken işler olduğunda her birimiz usta birer erteleyiciyizdir. Gözümüzü korkutan işler sayesinde çalışma masasını düzenlemek hatta bütün evi temizlemek çok daha cazip birer opsiyon haline gelir. Yeteri kadar oyalanmanın ardından da, yarın başlamanın daha iyi olduğuna kanaat getiririz. Öyle ki, hep daha fazla vaktimiz olduğunu düşünürüz, ta ki daha fazla vaktimiz kalmayana kadar.  

Prokrestıneyşın: Başlanıp bitirilmesi gereken işleri inatla erteleme, savsaklama ve oturup çalışmak yerine ıvır zıvır şeylerle oyalanma alışkanlığı

Yetişkin hayatımın büyük bir kısmını bir şeyleri erteleyerek geçirdim. Sabah uyandığımda alarmımı erteledim. Lavaboda duran bulaşıkları yıkamayı erteledim. Öğrenciyken çalışmayı sınav tarihine kadar erteledim, iş hayatında ise teslim tarihine kadar. İyi beslenmeyi ve spora başlamayı bir sonraki Pazartesilere erteledim – çünkü Pazartesi kendini bir şeylere başlayacağını inandırmak için harika bir gündür. Ve açıkçası her şey yolunda gidiyordu: Okulu bitirdim, işimden de kovulmadım ve hatta spora bile başladım – her ne kadar 2 yıl gecikmeli olsa da.

Ancak bir gün acı bir gerçeği fark ettim: Hayal ettiğim her şeyin uzağında kalmıştım. Bir gün dünyayı gezecektim, film çekecektim ve nihayetinde kendimi gerçekleştirecektim; fakat 30 yaşıma doğru emin adımlarla ilerlerken o gün bir türlü gelmiyordu. Çünkü hayaller için son teslim tarihi yoktu. Eğer son ana kadar beklemeye devam etseydim hayatımın son gününe dek erteleyebilirdim. 

Peki nasıl oldu da böylesine küçük, baş edilebilir gibi duran bir alışkanlık, tüm hayatımı kontrolü altına almıştı? Gelin bu konuya daha iyi anlayabilmek için Tim Urban’ın 22 milyon izlenen TED konuşmasında kullandığı çizimlerden faydalanalım. 

Aşağıda gördüğünüz erteleyici olmayan birinin beyni:

*Rasyonel Karar Verici: Mantıklı bulduğum şeyleri yaparım. Uzun vadeli düşünürüm. Çocuk değilim.

Gayet normal değil mi? Gelin bir de bir erteleyicinin beynine bakalım:

*Rasyonel Karar Verici: Bir üst çizimdeki kişiyle aynı amaca sahibim. İkimiz de aynıyız.

Aradaki farkı görebildiniz mi? Anlaşılan o ki erteleme alışkanlığı olan birinin beynindeki Rasyonel Karar Verici’nin bir de ev arkadaşı var: Anlık Haz Maymunu.

Açıkçası bu durum Rasyonel Karar Verici için dışarıdan gözüktüğü kadar sevimli değil. Çünkü bir maymun ile nasıl yaşanacağı konusunda herhangi bir fikri yok. Bu yüzden maymunun varlığı Rasyonel Karar Verici’nin işini yapmasını imkansız kılıyor. 

*Rasyonel Karar Verici: Biraz iş yapmak için harika bir zaman. 
Anlık Haz Maymunu: Hayır!
*Anlık Haz Maymunu: Hadi derin deniz canlıları hakkında bir dolu Youtube videosu izleyelim, sonra da Richard Feynman’ın sicim teorisi üzerine konuştuğu bir video ile başlayan ve Justin Bieber’in annesi ile yapılan röportajlarla biten bir Youtube sarmalına girelim!
*Anlık Haz Maymunu: Sonra yapılacaklar listemizi tekrar düzenleriz, Amazon’da çorap fiyatlarına bakarız ve telefonumuzdaki fotoğraf albümlerini daha küçük ve spesifik albümlere böleriz!
*Anlık Haz Maymunu: O zamana kadar saat 2:00 olur ve 4:30’da bir toplantımız var, artık o noktada da çalışmaya başlamak için çok geç olur.
Rasyonel Karar Verici: Ama…

Gördüğünüz üzere Anlık Haz Maymunu dümene geçmesi gereken son kişidir. O, yalnızca şimdiyi düşünür, geçmişte öğrendiklerinden ders çıkarmaz, geleceği ise tamamen göz ardı eder. Tek amacı içinde bulunduğu anda rahat etmek ve zevk almaktır. Evde oturup rahatlamak varken neden spora gitsin ki? Ya da eğlenceli olmayan bir müzik enstrümanı ile pratik yapsın? Ve gezilecek onca eğlenceli site varken niye bir insan bilgisayarı çalışmak için kullansın? Maymun insanların tamamen deli olduğunu düşünür. 

Maymunun dünyasında her şey basittir – acıkırsan yemek yersin, yorulduğunda uyursun ve bir şey zor ise yapmazsın. Ancak sorun şudur ki; erteleyici, insanların dünyasında yaşar ve maymun dünyasını kuralları burada pek sürdürülebilir değildir. 

Peki bu şartlar altında erteleyici herhangi bir şeyi nasıl başarabilir? 

Görünen o ki, maymunu ödünü patlatan birisi var:

*Panik Canavarı

Panik Canavarı zamanın çoğunu uykuda geçirir. Ancak bir teslim tarihi yaklaştığında, kariyer felaketi ufukta gözüktüğünde ya da farklı bir korkutucu sonuç ihtimali doğduğunda bir anda uykusundan uyanır.

Anlık Haz Maymunu, Panik Canavarı’ndan ölesiye korkar. İlk sayfasını yazmanın iki hafta sürdüğü bir projenin teslim tarihinden bir gece önce bitmesini başka nasıl açıklayabilirsiniz? Ya da kilolu birinin Panik Canavarı’nın dış görünüşünden utanmasıyla sıkı bir diyete başlamasını?

Eğer bu hikaye size tanıdık geldiyse size bir haberim var: Yıllardır bu sorunu çözemememizin nedeni yanlış tedavi uygulamamız değil, yanlış teşhis koymuş olmamız.

Ertelemek bir zaman yönetimi problemi değil, duygu yönetimi problemidir

Uzun süredir beklettiğimiz bir işe son bir gün kala hepimizin kafasından aynı şeyler geçmiştir: “Keşke daha önce başlasaydım”, “Ne kadar tembelim”, “Zamanımı daha iyi yönetmeliyim”, “İşlerimi daha iyi planlamalıyım”… Ancak, işin aslı, kulağa son derece mantıklı gelen bu nedenlerin hiç birinin erteleme probleminin özünü yansıtmamasıdır. Ertelemek tamamen duygularla ilgilidir. Hatta aslına bakarsanız erteleme bir stres azaltma mekanizmasıdır.  Stres kaynağı bir işi ertelediğimizde rahatlarız ve iyi hissederiz. Ancak bu sistemin çalışmamasının nedeni ertelemenin bir nevi ödüllendirmeye dönüşmesidir. Ve psikolojiden hatırlayacağımız üzere ödüllendirilen davranışlar tekrarlanarak alışkanlık hale gelir. Bu yüzden ertelediğimiz vakit geldiğinde bir kez daha ertelemeye meyilli oluruz. 

İşin içine hayatımızla ilgili değişim kararları almak girdiğinde ise her şey daha da karmaşıklaşır. Yarın spora başlamaya niyetlenirsek sağlığımızla ilgili akıllıca bir karar aldığımız için kendimizi iyi hissederiz. Böylece hem iyi bir tercih yaptığımız için hem de işin zor kısmını ileri bir tarihe ertelediğimiz için kendimizi iki kez ödüllendirmiş oluruz. “Yarın diyete başlayacağım” “Yarın spora başlayacağım” “Yarın tezimi yazmaya başlayacağım” Şimdi mutlu ol, sonra öde (ya da hiç ödeme).

Erteleme psikolojisini anlayarak önüne geçebilmek duygusal zeka gerektirir. Duygusal zeka, kişinin davranışlarını kontrol etmek için duygularını tanımlama ve kullanma yeteneğidir. Yapılan araştırmalar da düşük duygusal zeka ile ertelene alışkanlığı arasında anlamlı bir ilişki olduğunu gösteriyor. Ancak iyi haber duygusal zekamızı geliştirmek mümkün. 

Ertelemeyle baş etmenin tek yolu kendimizi kandırmak için uydurduğumuz bahanelerin farkına varmak. Gelin Timothy A. Psychyl’in Prokrastıneyşın adlı kitabında sıraladığı en sık kullanılan bahanelere bir göz atalım:

1.Kısa vadeli ödüllerin karşısında uzun vadeli ödüllerin değerini azımsamak

Şimdi elde edebileceklerimiz bize uzun vadede elde edebileceklerimizden (bilhassa epey uzun vadede) daha değerli gözükür. Evrimsel bir perspektif ile eldeki bir kuş daldaki iki kuştan iyidir. Anlaşılan o ki, beynimizi hemen elde edebileceği ödülleri tercih edecek şekilde evrimleşmiş. Bu ilkel beyin uzun vadede bitirip teslim edilecek işler için bugünden çalışmamızın gerektiği modern dünyaya pek uyum sağlayamıyor. 

2. Benliğini korumak

Diyelim ki biriyle 100 metre yarışı yapacaksınız ve koşuya ayakkabılarınıza bağladığınız ağırlıklarla handikaplı olarak giriyorsunuz. Böylece koşucu olarak yeteneğiniz gündeme gelmemiş oluyor. Eğer yarışı kaybederseniz buna ağırlıklar sebep olmuştur. Eğer kazanırsanız olağanüstü bir başarı elde etmiş olursunuz. Bu da egomuzu tamamen korumaya aldığımız için kazan-kazan durumdur. İnanmıyorsanız, son gün çalışarak başarılı olduğunuz sınav sonrası ne kadar böbürlendiğinizi hatırlayın!

3. Geçişsiz tercih

Şu bağlantıyı hepimiz hatırlarız: Eğer B, A’dan büyükse ve C, B’den büyükse, o zaman C, A’dan büyüktür. Buna geçişli bağlantı denir.

Bir de şu örneğe bakalım: Cuma günü teslim edilmesi, gereken bir iş var ve pazartesi sabahındayız. Pazartesidense salı günü başlamak daha tercih edilebilir gözüküyor. salı olduğunda ise çarşamba günü başlamak daha tercih edilebilir oluyor. Çarşamba geldiğinde de yine perşembe günü işe başlamak daha tercih edilebilir olarak duruyor. Buraya kadar sorun yok; bunlar geçişli bağlantılar. Ancak perşembe olduğunda ise işler değişiyor ve bu sefer Pazartesi başlamış olmanın daha tercih edilebilir olduğunda kanaat getiriyoruz. İşte buna geçişsiz tercih deniyor. Utah Üniversitesi’nden felsefeci Crisoula Andreou’ya göre mevzu bahis ertelemek olduğunda hemen herkes bu problemli düşünce biçimini taşıyor.

4- Mükemmeliyetçilik

“Perfect is the enemy of good.”

“Mükemmel iyinin düşmanıdır.”

Voltaire

Bir işi kusursuz yerine getirmemiz gerektiğine ya da kariyerimizdeki başarının öz-değerimizi belirleyen yegane faktör olduğunu düşündüğümüzde, o işe çok daha fazla efor sarf edeceğimizi varsayarız, değil mi? İlginç bir şekilde bu durumlar ertelemeye yol açan baş aktörlerdir. Bir işi kusursuzca yerine getiremeyeceğimizi düşünüyorsak ve benlik değerimizi sergileyeceğimiz performansa bağlıysa, öz-saygımızı korumak adına bu işten kaçınmamız ve ertelememiz son derece olasıdır.

Toplumsal beklentilerin şekillendirdiği mükemmeliyetçilikte kişi başkalarının kendisi ile ilgili çok yüksek beklentileri olduğuna inanır ve bu beklentileri karşılayamayacağını düşünür. Başkalarının ona daima eleştirel gözle değerlendirdiğine inanır ve zamanla söz konusu beklentiyi içselleştirerek kendisinin en acımasız eleştirmeni olur. Bu durumda da, tahmin edersiniz ki, kafanızın içindeki negatif sesler çalışmanıza müsaade etmez ve kolayca pes edersiniz. Bu erteleme türü özellikle baskıcı ve eleştirel ailelerin çocuklarında daha sık görülür. 

Prokrastıneyşın ile başa çıkmak

Pek tabi ki, erteleme ile mücadele için yalnızca farkında olamanın dışında da önlemler var. Ancak unutmamanız gereken, erteleme yenebileceğiniz bir hastalık değil. Anlık Haz Maymunu hayatınızın sonuna kadar orada olacak ve Rasyonel Karar Verici’nin işlerini zorlaştıracak. Yine de umutsuzluğu kapılmayın çünkü zaman içinde bu ikiliyi daha uyumlu hale getirmeyi öğrenebilirsiniz. 

1.Bir uygulama planı hazırlayın
Hepimiz hayatımızın bir döneminde saat saat ne yapmamız gerektiğini belirten günlük çizelgeler hazırlamış ve büyük ihtimalle bu planı daha ilk gününden bozmuşuzdur. Bu tip planlamalarda sorun neyi ne zaman yapmamız gerektiğini söylerken, nasıl yapmamız gerektiğini belirtmemesidir. O yüzden uygulamaya başlamadan önce geçmiş tecrübelerimizden yola çıkarak çalışmayı aksatması muhtemel unsurlara karşı önlemler belirlemek gerekir. 

Bu noktada EĞER … O HALDE … kalıbı en güçlü silahınız olabilir. Böylece beklenmedik durumlarda ne yapmanız gerektiğini önceden belirleyerek kendinizi iradeli bir tutum sergilemek zorunda bırakmazsınız.

Dikkat dağıtan
şeyler, engeller
ve aksilikler
Uygulama hedefi
Buluşmaya davet eden arkadaşlarEĞER arkadaşlarım hafta sonu beni bir yerlere davet ederse O HALDE hiç düşünmeden onlara “Çok teşekkür ederim ama gelemem. Elimdeki işi bitirmek istiyorum.” diyeceğim
Çalışırken tıkanıp kaldığım, ne yapmam gerektiğimden emin olamadığım durumlarEĞER bir noktada tıkanırsam O HALDE önce durup soluklanacağım ve bilmediğim şeyin ne olduğunu anlamak için bildiklerimi sıralayacağım. Bunu anladıktan sonra gerekirse birinden yardım isteyebilirim. Pes etmek yok.

3.Başlayın!
Sonunda kendinizi işin başına oturmaya ikna ettiniz ve kritik bir eşiği aştınız – Tebrikler! Ama şimdi de önünüzde açık boş bir Word sayfasına bakıyorsunuz. Yazmanız gereken bir rapor olabilir ya da hep yazmayı istediğiniz o kitap, belki de podcastiniz için kaleme almaya karar verdiğiniz bir blog yazısı (!). Fakat küçük bir sorun var, bir türlü başlayamıyorsunuz. Kafanızın içindeki ses size bu işi beceremeyeceğinizi söylüyor – raporu yetiştiremeyeceğinizi ya da kitabınızı kimsenin beğenmeyeceğini. Öyleyse en akıllıca hareket hiç başlamamak, değil mi? 

Burada karşı karşıya olduğumuz kendinden şüphe durumunun üstesinden gelmenin tek bir yolu var: Kendimize aksini kanıtlamak. Eğer bir şekilde başlayabilirsek – ilk yazdıklarımız ne kadar kötü olursa olsun, bir noktada momentum kazanmaya ve öz-güvenimizi tazelemeye başlarız. Bu da şüphe ve endişe ile baş etmenin en iyi yoludur. 

Hayatı Ertelemek 
Artık biliyoruz ki, aslında insanlar ertelyici olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayrılmıyor – hepimiz hayatta bir şeyleri erteliyoruz. Ve Tim Urban’ın “waitbutwhy” adlı blogundaki yazı dizisinde de belirttiği gibi, bu durum sürdürülebilir değildir. İşlerini günü sonunda halletmeyi başaran ve toplumda işinin ehli bir statüye erişen erteleyicilerin bile değişmesi gerekir. Neden mi?

  1. Durumun kendisi nahoştur. Erteleyicinin ömrünün çoğu hak edilmiş serbest zamanlarda yapılan tatmin edici aktiviteler yerine eldeki işleri ertelemek için yapılan ıvır zıvır işlerle geçer. Ayrıca panik duygusu hiç de eğlenceli değildir. 
  2. Erteleyici kendini ucuza satar. Beklentileri karşılayamaz ve hiç bir zaman potansiyeline ulaşamaz. Bu da zamanla pişmanlığa ve kendinden nefret etmeye dönüşür.
  3. Teslim tarihi olmayan işler asla gerçekleşmez. Erteleyici kariyeri için çoğu zaman panik canavarına bel bağlar ve işler yolunda bile gidebilir. Ancak zorunluluk olmayan istekler için teslim tarihi yoktur ve panik canavarı hiç bir zaman ortaya çıkmaz. İş dışındaki önemli şeyler: şekle girmek, gitar çalmayı öğrenmek, kitap yazmak ya da kariyer değişikliği yapmak asla gerçekleşmez. Ancak bu tipteki eylemler tecrübelerimizi geliştirir, hayatımızı zenginleştirir ve bizi daha mutlu yapar – bir çok erteleyici içinse bunlar hiç gerçekleşmeyen planlar olarak kalır. 

Ve ertelemek sadece kişinin kendi kaybı değildir, dünyanın da kaybıdır. Elon Musk, John Lennon ya da J.K. Rowling gibi yetenekleri ile hayatımızı daha iyi hale getiren her bir kişi için sürekli erteleyerek hiç bir zaman gerçek potansiyeline ulaşamayan binlerce kişi var. 

O yüzden hadi! – Ertelediğiniz her neyse yarın değil, hemen bugün başlayın!

Tamam, belki hemen bugün olmayabilir ama, neyse, siz anladınız işte.